Kanser hastası Iris’ten mektup var


Bu, mutlu ya da kötü sonla biten bir hikaye değil. Çünkü sonu henüz belli değil. Ama hepimize bir hayat dersi verecek, bizi derin uykulardan uyandıracak, sağlıklı nefesler aldığımız her an için minnet duydurtacak içten, samimi, her satırıyla gerçeğin ta kendisi bir mektup. Iris, 25 yaşında bir genç kız. Kulak verin söylediklerine, içinde alınacak çok ders var. İşte Iris’in mektubu.

Kanseri sevmedim ama minnettarım

Sorun aslında kanser değil, kemoterapi.

Evet belki kemoterapi görmeseydim ölecektim ama kemoterapinin de beni pek yaşattığını söyleyemem.

Kemoterapi tümörümü yok ederken beni de darmaduman ediyor.

Kanser teşhisi konmadan önce aylarca tümörümle birbirimizden habersizce, normal bir insan gibi yaşamıştık, kıtalar arası yolculuklar yapıp, en yakınlarımın düğününde göbek bile atmıştık.

Tamam biraz abartıyorum son zamanlarda nefes darlığı, uyku sıkıntısı, gece terlemesi yaşıyordum ama kimseye muhtaç olmadan yuvarlanıp gidiyordum işte.

Gel gör ki teşhis konup kemoterapi başladığından beri 25 yaşında olmama rağmen kendimi 90’ına yaklaşmış bir nineden farksız hissediyorum.

İki adım yol yürüyemiyorum, kendim hiç bir işimi halledemiyorum, bırakın yatağımı toplamayı, duşumu kendim alabilsem ne mutlu bana diyorum.

Yemeğimden, giyinmeme, uyumamdan uyanmama yaptığım her şeyde birine bağlı olmak beni üzüyor.

Kel olmayı saymazsak, geçtiğimiz altı ayda alışamadığım yegane şeylerden biri de birisine bu kadar bağlı yaşamak.

Tek bir kişiye bağlanmaya herkes alışıktır genelde, ama benimki öyle değil yani tek bir kişiye değil herhangi bir kişiye bağlıyım ben.

 

Neyse ki güzel insanlar biriktirmişim.

Ben göndersem de gitmeyen, her gün bana güç veren, gücümü hatırlatan insanlar.

Güçsüz bilirdim kendimi, zayıf yönlerimi bilip onları geliştirmekten hep kaçtığım için her zaman en başından yenilgiyi kabullenenlerdendim.

Ama bu sefer yenilemezdim.

Ne kadar kaçsam da bu sefer savaşmak zorundaydım.

Teşhis konduğu gün doktorun da dediği gibi 52 haftalık bir mücadele bekliyordu beni.

Bende amatörce attım kendimi savaşa.

Dedim ya kilit nokta aslında güzel insanlardı.

Çünkü ben, hiç bir zaman kendim için bir şey yapmadım anca sevdiklerim için yaptım her şeyi.

Bu savaşa da kendim için girdim sanmayın sakın.

Sevdiklerim için girdim, kalbi benim için çarpan, duasında adım geçen herkesi mutlu etmek için.

Kalbimde yer edinen, kalbinde yer edindiğim herkes benim için seferber olmuştu onları yüzüstü bırakmamak için girdim işte.

Sevilmeyi ne kadar çok sevdiğimi hatırladım sayelerinde.

Şimdi beni güçlü buluyorlar ya…

İnanır mısınız bilmem ama beni güçlü bulan insanlardan aldım bu gücü.

İlkokuldaki spor öğretmenimden, lisedeki sıra arkadaşımdan, evin karşısındaki otopark görevlisinden, karşı sokaktaki telefon tamircisinden aldım.

Eklemeden edemeyeceğim; dini inançları pek güçlü olmayan ben, derdini veren Allah’ın gücünü de verdiğini gördüm.

İğneden kaçmak için tebeşir tozu yutan ben, nelere gülüp geçmeye başladım.

Başlarda her şey çok pembeydi. Kanserdim (lenfoma) ve iyileşecektim hiç bir detaydan haberim yoktu.

Hala gripmişim de 1 yıl sürüp geçecekmiş gibi geliyordu. Binlerce insan, yüzlerce telefon, onlarca ziyaretçi ve her gün aldığım tek bir ilaç ‘Lustral’ oyalıyordu beni. Salak gibiydim.

Etrafımdaki herkesin neden bu kadar mutsuz ve panik halinde olduğunu anlamıyordum, çünkü henüz hiçbir şeyin farkında değildim.

Günler geçtikçe ters orantı olmaya başlamıştı.

İnsanlar rahatlamıştı, unutmuştu, boşlamıştı; benim paniğim ve mutsuzluğum ise gün geçtikçe artmıştı (6 ay 25gün geçti her gün artmaya devam ediyordu).

En çok gittiğim yer hastane, en çok duyduğum söz ‘geçmiş olsun’ olmuştu.

İleride sayısız sayıda yapılmış olacak olan; damar yolu, kemoterapi, kan sayımı, intretekal, biyopsi gibi gerçekler teker teker değil bir anda yüzüme vurmaya başlamıştı.

Değişmiştim, ben değildim artık.

Tenim, kokum, olmayan saçlarım ve gözlerimde ki ışık.

 

Sosyal hayatımdan, özgür ruhumdan ve en acısı benliğimden çok kısa bir zamanda kopmuştum.

Artık yegane muhabbetim ve düşündüğüm şey, kanımı hangi hemşirenin alacağı ya da nötrofillerimin ne kadar düşük olduğuydu.

Bakmayın böyle yazıldığında okuması kolay oluyor ama böyle yaşaması inanın çok kolay değil.

Tabi ki de ilk kanser olan genç ben değilim, keşke son olsam ama eminim ki son da değilim.

Ama zor arkadaş. Ne kadar çok sevilseniz de, etrafınızdaki herkes tarafından günün her anı şımartılsanız da bu saatlerde yatağa girdiğinizde, ya da ne bileyim tuvalete girip instagram da gezindiğinizde boğazınız düğümleniyor işte.

Keşkeler,

Belkiler,

Nedenler,

Hayaller.

Pişmanlıklar da en kötüsü.

Aklından geçirip yanlış olur, herkes ne der diye düşünüp yapmadığın her şey için ‘ah be’ diyorsun.

Koşarak geri dönmek istiyorsun ama ya bir bardak soğuk su içiyorsun ya da kocaman bir iç çekiyorsun.

Kimseyi üzmek için ya da durumdan şikayet etmek için yazmıyorum bu satırları ama insan paylaşmak istiyor.

İnşallah yaşamayın ve anlamayın hiç bir zaman şu yaşadıklarımı ama ne kadar zor olabileceğini bir hayal edin istiyorum arada.

Hayal edin ki şükür edebilin.

Her sabah uyandığınızda başta kendiniz olmak üzere etrafınızdaki herkesi ne kadar çok sevdiğinizi hatırlatın kendinize.

Gülecek, şükür edecek sebepler bulun.

Lütfen daha çok gülün!

Kendi gücünüzü asla küçümsemeyin.

Bu yaşadıklarımın hiç birini yaşamanıza gerek yok gücünüzü görmek, kendinize saygı duymak için.

Kanseri sevmedim, ama bana kendi içimde ki gücü gösterdiği için ona minnettarım.

Neyse siz sadece şükredin, o kadar aslında.

Kanser hastası Iris’ten mektup var